Harun İstenci
Harun İSTENCİ
Kurucu ve Yönetici
 1997 yılında İstanbul'da dünyaya geldi ve memleketi Kastamonu. Çocukluğundan bu yana bilgisayar sistemleri üzerinde çalışıyor ve internet üzerinde içerik üretiyor...

Kişisel Web Sitesi: harunistenci.com

Öne Çıkan Şehirler

İstanbul
Sivas
Safranbolu
Kastamonu
Eskişehir
Edirne
Denizli

Yayınlar Çağırılıyor...

A320 Ailesi Aero Spacelines Afyonkarahisar Airbus Akıllı TV'ler Aliya İzzetbegoviç Almanya Amasya Android Android TV Ankara Antik Kent Antivirüs Antonov Araç Arkadaşlar Arkeoloji Avrupa AWACS Aydın Aydın Çufaoğlu Ayvalık Azdavay Baden-Württemberg BAE Systems Balıkesir Basın Açıklaması Bedesten Bergama Beşiktaş Beyoğlu Bilecik BioShock Blog Blogger Boeing Bolu Bombardier Bosna Hersek Breguet Bursa Cami Cide Concorde CSS Eğitimleri Çamlıca Tepesi Çarşı Çeşme Çevre Defender Denizli Doğa Douglas Aircraft Company EADS Edirne Efes Eğitim Eğlence Elektronik Aletler Eminönü Erasmus Erzincan Eskişehir Fatih Fokker Fransa Galeri Gar Gebze Göl Göynük Grand Theft Auto Guppy Gürün Haber Hamam Han Harun İstenci Havacılık Hayvanlar Heidelberg Heykel Ilgaz Ilyushin İğdir İnsanlar İnternet İsmail Ulukaya İstanbul İstenci Developer İstenci Education İstenci Security İstenci SEO İstenci Studios İşletim Sistemleri İzmir İzmit Jumbo Jet Kadıköy Kale Kanyon Karaağaç Karabük Karşılaştırma Kartepe Kastamonu Kastamonu Türbe Kemaliye Keşfet Kilise Kocaeli Konak Konya Köprü Köyler Kule Külliye Küre Linus Torvalds Linux Lockheed Lockheed Martin Logitech Ludwigshafen Maltepe Mannheim Marmaris McDonnell Douglas Medrese Merak Edilenler Microsoft Moda Motivasyon Muğla Muhammet Ali Sağlar Müze Nedir Ortaköy Osmangazi Oyun Oyunlar Paris PC PHP Saat Kulesi Safranbolu Sakarya Salgın Sapanca SEO Siber Güvenlik Sivas Sivrihisar Siyaset Sorun Çözümü Strasbourg Stratolaunch Suhoy Sukhoi Süpersonik Şelale Şile Tarih Tarihe Yön Verenler Taşköprü Teknoloji Trakya Tupolev Türbe TV TV Kutuları Ubuntu Uçaklar United Aircraft Coorparation Üsküdar Veba Vickers Vickers-Armstrongs Limited Video Web Tasarım Wilfrid Voynich Windows Windows 11 Windows10 Windows7 WooCommerce WordPress Yardım ve Destek Yazılım Yelken Yerler Yollar Yurt dışı

Dyson Bey şarlatan mı değil mi konusunda ben karar veremem, oralardan pek anlamam. Ama koddan biraz anlarım, oturup kodlarını biraz kurcaladım. Kendisi Air-2 diye bir alet satıyor. Bu aleti alıp, üzerinde kendi çalıştırdığı kodları çalıştırıp, yaşanılan yer civarında deprem tahmini yapmanın mümkün olduğunu iddia ediyor. Air-2 alan kişi verileri Dyson Bey'e gönderebiliyor. Dyson Bey tahminlerini bu veriler ile yapıyor...

 Kodları yayınladığı GitHub hesabındaki kodlara baktım. En son güncelleme 3 yıl önce. Dolayısıyla, son 3 yılda bir güncelleme yaptıysa ve dünyaya açarsa, onlara da bakıp yorum yapabiliriz.
 Deprem tahmini yaptığı kodların ekran görüntüsünü yukarıya ekliyorum, çünkü tüm kod ekran görüntüsü alınabilecek kadar kısa. Deprem sinyalleri diye bir dosyadan veri okuyup basit bir lineer regresyon modeli üretiyor. Bu böyle bir iş için fazla basit bir yaklaşım.
Dyson Lin İstatistikler
 Belki de deprem sinyalleri dosyası şimdiye kadar toplanmış çok detaylı veriler içeriyordur diyerek, ona da baktım. Görüleceği üzere, 8 adet deprem içeren bir tarihçe dosyası. Yani tüm tahminlerini (eğer yeni bir kod ya da veri yoksa) 8 adet deprem üzerinden yapıyor.
Depremin gerçekleşeceği yeri, zamanı ve depremin büyüklüğünü tahmin ettiği kodlar-modeller de bunlar. Yine bu kadar veriyle, şüphe çekecek kadar basit görünüyorlar.
Dyson Lin Air-2 Dataset features
 Dyson Lin'in yazdığı kod-model kendi icat ettiği Air-2 adlı cihazdan bir şekilde veri okumalı. (Aksi halde Air-2 neye yarıyor?) Bu veriyi okuyup nerede kullandığını anlayamadım. Veri setinde Height isimli bir feature var, tahminim; bu Air-2'den gelen sinyali ifade ediyordur.
Dyson Lin Air-2 Arduino UNO
 Air-2'nin nasıl çalıştığını anlayabilirsek, bu verinin nasıl anlamlandırıldığını ve sahici bir bilimsel veri olup olmadığını tartışabiliriz diye, kendi önerdiği şekilde, Air-2'yi kendim hazırlayayım dedim.
Dyson Lin Air-2 Arduino UNO devre tasarımı
 Devrenin tasarımını (kendi sitesinde) bulamadım, elimde ancak bu fotoğraf var. Bu fotoğraftaki tasarım, nasıl desem, eksik görünüyor. Yani bir devre var ama bir iş yapmıyor gibi. İtalyanca bir sitede aşağıdaki devre çizimini buldum.
Dyson Lin Air-2 fiyat listesi
 Dyson Lin'in deprem tahminlerini yaptığı Air-2 isimli alet, 19 liraya satılan bir Arduino Uno ve 1.40 liraya satılan bir opamp içeriyor. Toplam maliyeti 21 TL. Malzemeleri Kadıköy ya da Karaköy'deki herhangi bir elektronik dükkanından alabilirsiniz. Aleti yapmak 15 dakika sürer.
Dyson Lin Air-2 devre şeması
 İtalyanca sitedeki şematik ile Dyson Bey'in koyduğu görsel arasında minik farklar var. Devreyi kendim çizerek ne yaptığını anlayayım dedim. Gerilim izleyici bir devreye benziyor.
Dyson Lin Air-2 voltage follower devresi
 Nitekim opamp'ın datasheet'inde voltage follower devresi örneği gösterilmiş.
(Opamp'ın modeli: TL081)
Dyson Lin Air-2 Arduino Uno devresi
 Bu konularda uzman olmadığım için, uzmanına danıştım. Liseden bu konuda tecrübeli bilişim ve elektrik-elektronik hocalarımı aradım. Onlar da bu devrenin opamp'ın +input'undaki gerilimi ölçmeye yarayan bir devrecik olduğunu ilettiler.

Sorun şu; Dyson Bey'in cihazında bu inputa bir şey bağlı değil! 

Dyson Lin Air-2 boş input
 Air-2'nin bu boş input'u okuduğu kod parçası da GitHub'da var, ona da bakalım. Görüldüğü üzere, analog değeri okuyup 0 ile 5000 milivolt arasında bir değere dönüştürüyor. Yani hiçbir şeyin değerini okuyup bunu 0 ile 5000 arasında bir değere dönüştürüp deprem tahmini yapıyor. Bu değerdeki değişiklikleri, salınımları "deprem olacak" şeklinde yorumluyor. Buna dayanaksız tahmin diyoruz, kibarca. Boştaki bir input'un değerlerini her şey etkileyebilir. Örneğin kullanılan devre elemanının kalitesi, yakında cep telefonu, mikrodalga fırın olup olmaması, hatta yakınında insan varlığı bile salınımlara yol açabilir. Nitekim Arduino'nun datasheet'i de benzer bir şey söylüyor:
Dyson Lin Air-2 input
 Örneğin aşağıdaki grafikte yatay eksende tarihler, düşey eksende ise boş input'tan okuyup milivolta çevirdiği değerler var. Bu değerlere dünyada olan depremlere denk getirip, "bakın dediğim çıktı!" demiş olabilir.
Dyson Lin Air-2 AirView 5.0.5 grafik
 Bu konulardan birazcık anlıyorsam, görüşüm; Bu devrenin ve yazılan kodun deprem tahmini yapmaya (ya da herhangi bir şey tahmini yapmaya) hiç yeterli olmadığı yönünde. Keşke böyle bir cihazı icat etmiş olsa. Maalesef bu cihaz o cihaz değil, bu kod o kod değil, henüz...

 Eğer başka bir cihaz-kod-model varsa, onu da incelerim, dünyadaki saygın bilim insanları da inceler. Keşke olsa! Deprem gibi devasa doğa olayları karşısında erkenden uyarılma şansımız olsa. Belki yakın bir gelecekte olur.

 Elazığ'da yaşanan deprem sonucunda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum, yaralanan ve etkilenen deprem zedelere ise geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Esen Kalın...

Kaynak ve destek: Samet Atdağ

Bursa Ulu Camii
Osmanlı mimarisine alışkın olduğum için epeyce garip geldi bana bu cami; 1399'da Selçuklu stilinde inşa edilen, 20 kubbeli ve 2 minareli büyük süslemeli yapılan bu camide alıştığımız gibi bir ana kubbe yok, ortadaki kubbe de zaten içerinin aydınlatılması için camdan yapılmış. Sonra o camdan kubbenin altına bir şadırvan yapılmış (şadırvan da bir de ufak fıskiye var), sütunların üzerilerinde çok hoş çizimler var (ayetlerden bahsetmiyorum; daha çok orta çağ Avrupa'sını anımsatan 'perde' gibi desenler), epeyce hoşuma gitti ve beni şaşırttı bu cami! Che Guevara tişörtüyle dolaşan bir eleman da ilginç bir görüntü oluşturuyordu...
Bursa Ulu Camii ve şadırvanı...
Bursa Ulu Camii ve şadırvanı.
 Hayatım boyunca gezdiğim camiler arasında beni en çok şaşırtan camidir. Daha içine girer girmez kendimi bir dönem filminde hissettim. O kadar cami gezdim Bursa'nın Ayasofyası olarakta bilinen: Bursa Ulu Camii kadar hayat dolu olanına rastlamadım. Abdesthanenin içeride olmasıyla zaten ibadet hazırlığı cami içinde başlıyor ve bu da hep bir hareket oluşturuyor. Koca caminin neredeyse her köşesinde insanlar Kur’an okuyup, dini sohbetler ediyorlar. Fotoğraf çeken insanla dua eden insan yan yana ve kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Mutlaka görülesi bir yer.
Bursa Ulu Camii içerisi
 Bursa Ulu Camii hakkındaki rivayetlerden birisi de; Kıble yönündeki “vav” harfi altında kırk gün üst üste sabah namazı kılan kişinin Hz. Hızır ile karşılaşacağı yönündedir. Kıble duvarı üzerinde bulunan Kabe kapısının örtüsü Yavuz Sultan Selim tarafından hediye edilmiştir. 1815 yılında tek parça mermerden oyulan tas kürsü üzerinde farsça olarak "disem muayyenden ars asa azadır / ne rana kursi dikes edadır" yazılıdır.
Bursa Ulu Camii minber
 Caminin inşası bitip açılışı yapılacağı gün ilk hutbe okuma görevi Padişahın damadı Emir Sultan'a verilmiş, o da Somuncu Baba gibi bir büyüğümüz varken bize düşmez diyerek teklifi geri çevirmiştir.
Cami ayrıca Arap Saati'nin çocukluk günlerinin en önemli mekanlarından biri olmuştur. Pencereler içinde bulunan yüzlerce Kur'andan çıkan pul, takvim yaprağı, kimi evrak ve doğum-ölüm kayıtları çocukluğu garip şekilde etkiler. Bazen tek yaprak halinde Hüsn-i Hatla yazılmış Kur'an sayfalarına da rastlanır.
Bursa Ulu Camii içerisinde bulunan hat levhalara bir kaç örnek...
Bursa Ulu Camii içerisinde bulunan hat levhalara bir kaç örnek...
 İçerisindeki değişik yazı karakterleri ile yazılmış 150 civarı hat levhaları ile dünyanın en büyük hat sanatları müzesi kabul ediliyor imiş. Tek tek hepsinin resmini çekmek istedim ama bir yerden sonra sabrım tükendi!
Vakti zamanında bir ihtiyardan dinlediğim Bursa Ulu Cami mimarilerinin minare hikayesi;

Vakti zamanında bir ihtiyardan dinlediğim Ulu Cami mimarilerinin minare hikayesi;

 Cami inşaatına başlandığında minareyi yapacak olan usta kalfasını, çırağını ve amelelerini toplar ve ilk olarak Kozahan-İpekhan tarafındaki kıbleye göre soldaki minarenin inşaatına başlar.
uUsta daha minarenin çeyreğine gelmeden bakar ki yanındaki çırak usta olmuş.

Çırağa: "Evladım git öte yana ikinci minareye başla!" der.

 Çırak yanına aldığı kalfa ve çıraklarla başlar çalışmaya, amma sürekli işi yavaşlatma telaşındadır. Ustasının minaresi ağır ağır yükselirken saygısızlık edip ustasını geçmek istemez. Sürekli işi yavaşlatır, yeni yeni şeyler yapar; yok kaidesi şöyle olsun, pabuç koyalım taşı şöyle olsun, gövdesi, şerefesi derken ustasını geçmeye engel olamaz. Bitmek üzeredir minare, bir külahı eksik kalmıştır.

 Diğer minare bitmek bir kenara şerefe bile yeni yapılır. Duruma sinirlenen ustası fırsatı bulduğunda çekici kaptığı gibi başlar kovalamaya; çırak tereddütsüz dalar minareden içeri... Ustası bakar ki kaçacak yeri yok "hahhh!" der "şimdi kafanı ezdim senin!" peşinden dalar en tepeye kadar çıkar ama külahı eksik minarenin tepesinde bir başına kala kalır. Bir bakar iki çıkış var, bir çıkıştan çıkan çırak, tepeye varınca diğerinden aşağı inmiş. Usta yaptığından utanır ve kendini minarenin tepesinden aşağı bırakır.

 O çırağın ince düşüncesi sayesinde Tophane tarafındaki minare çift çıkış, İpekhan tarafındaki minare ise tek çıkış olarak kalmıştır.

 Eğer bir gün yolunuz düşerse kuyumcular çarşısının kuzey kapı girişinin üst tarafındaki çam ağacının gölgesine oturup minareyi izleyin.

"Çırak ustayı sollamazsa meslek ölür, hatalı sollarsa çırak ölür."

Bursa Ulu Camii Nerede?

Adres: Nalbantoğlu, Atatürk Cd., 16010 Osmangazi/Bursa

Harun İstenci Altıyol Boğa Heykeli'ni inceliyor. - Kadıköy, İstanbul
Kadıköy'den ne zaman yolum geçse meşhur boğa heykelinin olduğu yerden Moda sahiline kadar yürürüm. Anadolu yakasında hoşuma giden nadir yerlerden birisidir Kadıköy. Ara sokaklara uzanan barok yapılaşmanın verdiği tarihi doku beni hep cezbetmiştir. Konumuza dönecek olursak. Nedir bu Boğa Heykeli? Nereden gelmiş buraya? Hadi tüm bildiklerimi sizinle paylaşayım...

Harun İstenci Lozan Anıtı önünde. - Karaağaç, Edirne
Lozan Anıtı ülkemizin geçmişte geçirdiği süreç içerisinde Cumhriyetin temel ilkelerine karşı yürütülen iç ve dış kaynaklı parçalayıcı ve yıkıcı faaliyetlerle Sevr'in yeniden hortlatılmak isteğine karşı Trakya Üniversitesi'nin Karaağaç Yerleşkesinde bulunduğu tarihi mekana Cumhuriyetimizin simgesi olan Lozan Antlaşmasını anıtsal olarak belgeleyen bir yapıttır. Anıt 45 derece açı ile saplanan 3 konsol üzerine oturmuş sütunlardan oluşmaktadır. Birinci sütun Anadolu'yu, ikinci sütun Trakya'yı; Karağaç'ı simgelemektedir. Bu sütunları 7.20 metre yükseklikte birbirine bağlayan beton çember, birlik ve beraberliğin sembolü olup, bu çemberin ön yüzüne yerleştirilmiş 4.20 metre boyunda bir genç kız figürü; estetiği, zarafeti ve hukuku temsil etmektedir. Genç kız figürünün bir elindeki güvercin Barış ve Demokrasiyi, diğer elindeki belge ise Lozan Antlaşmasını simgelemektedir...

Osmanlı Saraylarının Kayıp Süsü; Sultan Tavuğu (Saray Tavuğu)
Sultan tavuklarının kökeni Türkiye'dir. Anavatanı İstanbul olan bu türün dünyaya dağılması, 170 küsür yıl öncesine dayanır. İlk kez 1852'de İstanbul'dan Londra'ya götürülmüştür. 1874 yılında Amerikan Tavukçuluk Birliği tarafından oluşturulan "Mükemmellik Standartları"na dahil edilmiştir. Giderek daha çok tanınan bu tür, anavatanı Türkiye'de yavaş yavaş tükenmiştir.

Harun İstenci elde olan imkanlarla Sivas Ağırlama Halayını deniyor...
Harun İstenci elde olan imkanlarla Sivas Ağırlama Halayını deniyor...
Sivas Ağırlama Halayı, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türklerin göç yolları üzerinde ve günlük hayatta savaşlarda başlarına gelen olayların figürlere yansımasıyla oluşan, yüzyıllar içerisinde yeni eklemelerle coğrafi şartlardan etkilenerek günümüze kadar ulaşan hem harmanda hem de salonda ve konaklarda oynanan bir oyundur. Ağırlama halayı Türklerin yiğitlik, cesaret, savaşçılık özelliklerini yansıtan çeşitli figürlerden oluşur. Oyun savaş esnasındaki askerlerin disiplinli hareketlerini, yürümelerini yansıtır. Ayrıca Türklerde atın her alanda önemli olmasından dolayı bazı bölümlerde atın savaştaki manevralarını, avcılıkta kartalın önemli olmasından dolayı kartalın avına süzülmesini çeşitli figürlerde konu edinmiştir. Halayın sonunda coşkulu bir anlatım savaştaki askerlerin zafer coşkusunu ifade etmektedir.

 Sivas Ağırlaması Halayı ağırlama, yanlama, yeldirme, hoplatma olmak üzere toplam 4 bölümden oluşur. Her bölümün figürleri, anlatımı, üslubu, müzik ve ezgisi farklıdır.

Fernmeldeturm Mannheim güvertesinden Harun İstenci Almanya'da Mannheim şehrini izliyor...
Fernmeldeturm Mannheim, Mannheim, Almanya'da bir gözlem güvertesi olan 217.8 metre yüksekliğinde bir beton telekomünikasyon kulesidir. Mimarlar Heinle, Wischer ve Partner tarafından tasarlandı ve 1973 ve 1975 yılları arasında inşa edildi. UHR telsiz hizmetleri, mikrodalga iletişimi ve çok yönlü telsiz hizmetleri için kullanıldı. Camlı bir gözlem güvertesi olmakla beraber, 120 metre yüksekliğindeki döner bir restoranda yemek yerken Mannheim ve çevresini güzel bir şekilde görmenizi sağlar.

Alliance Airlines - Fokker 100
Fokker 100, Fokker şirketi tarafından üretilen bir Hollanda yapımı bölgesel jet yolcu uçağıdır. Uçak, 1980'lerde geliştirilmiş olup eskiyen F28'lerin yerini almıştır. Fokker'in iflas etmesine kadar şirketin ürettiği en büyük yolcu uçağıdır.

Gök Medrese - Sivas
Sivas'ın merkezinde bulunan tarihi medrese Ata tarafından 1271 yılında mimar Kaluyan'a yaptırılmıştır. Çifte minareli taç kapısı, taş süslemeleriyle yapının en görkemli bölümüdür. 12 tür hayvan başı, yıldız ve hayat ağacı motifleri dikkati çeker. Taç kapıdan dört eyvanlı, havuzlu avluya girilir. Avlunun yanlarında, arkada medrese odalarının yer aldığı revaklar vardır.

Harun İstenci Sivas'ta Çifte Minareli Medrese (Cüveyni Dar-ül Hadisi) önünde...
Çifte Minareli Medrese, Anadolu Selçukluları döneminde Sivas’a İlhanlı veziri ünvanı ile atanan Sahip Mehmet Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. Hadis ve tefsir ilimlerinin okutulduğu medresenin yapım tarihi, inşa kitabesinde Hicri 670/Miladi 1271 olarak kaydedilmiş, ancak sanatkâr veya mimar adının yazılı olduğu kitabe kırık olduğu için okunamamıştır...

Harun İstenci Sivas'ın Gürün ilçesinde bulunan Gökpınar Gölü'nü inceliyor...
Tabiat güzelliği bakımından Sivas - Gürün’ün olduğu kadar ülkemizin nadide yerlerinden biridir. İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Suyu tatlı, berrak ve temizdir. Derinliği yer yer 17 – 20 metreyi bulmasına rağmen her derinlikte gölün tabanı görülebildiğinden, göl doğal akvaryumu andırmaktadır. Yaklaşık 300 metrekarelik bir alana sahip olup deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 1400 metredir. Gölün diğer bir özelliği ise, güneşin açısına göre ton değiştirmesidir. Gölün rengi mavi gök renginden olduğu için bu ad verilmiştir. Yaslandığı kayaların dibinden ve yer yer tabandan kaynayan göl, iki parçadan oluşmaktadır. Küçük Göl adı verilen gölden çıkan alabalık üretimi yapılmaktadır. Büyük Göl ise turistik amaçlarla ziyaret edilen bir konumdadır.

Kastamonu Kuzeykent Toplu İş Merkezi
Kastamonu'nun tek hareketli noktası sayılabilecek, her 10 dükkandan 8'i kafe olan, en çokta üniversitelilere hitap eden, dar bir alanda toplanmış çeşitli esnafların, çoğunlukla da kafelerin bulunduğu mekandır. Kastamonu şehrinin kuzeyinde, Kuzeykent mahallesinde, Kastamonu Üniversite'si kampüsünün yakınında bulunmaktadır. En çok üniversite öğrencileri tarafından ilgi gördüğü için, eğitim öğretim zamanı kalabalık olduğu görülmektedir. Hemen hemen aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bu mekanda gece hayatına ek olarak tek eksik içkili mekanların olmamasıdır. Bu sadece Kuzeykent'le alakalı olmayıp, Kastamonu şehir merkezinin genelinde içkili mekan yoktur. Bunun nedeni sözde evliyalar şehri olmasından dolayı belediyenin içkili mekan açmak isteyenlere ruhsat vermemesidir. Gel gelelim Türkiye'nin önde gelen genelevlerinden bir tanesinin Kastamonu'da bulunması da ayrı bir ilginç durum! İçkili mekan açılmasına hem halkın hem de Kastamonu Belediyesi'nin izin vermemesi bir tarafa, Kastamonu halkının geneleve yoğun ilgi göstermesi ayrı bir tarafa! Yorumu sizlere bırakıyorum. Esen kalın...

Kastamonu Kuzeykent Toplu İş Merkezi Nerede?

Amasya Harşena Kalesi
Harşena adının Hattiler Dönemi'nden (MÖ 2300 - 1950) kaldığı ve binlerce yıldır değişmeden kullanıldığı görülmektedir. "Güzel, kutlu akar su kenti" anlamındaki Harşuwana-Arşuawana'dan geldiği düşünülen Harşena sözcüğü, Danişmentli ve Selçuklu Dönemlerine ait yazılı kaynaklarda da "Kale-i Haraşna" olarak kaydedilmiş, Osmanlı Dönemi'nde de aynı şekilde kullanılmış ve günümüze ulaşmıştır...

Sivas Tarihi Eğri Köprü - Harun İstenci
Sivas'ın 3 kilometre doğusunda Kızılırmak nehri üzerindedir. Selçuklu döneminde Bağdat'a (İpek Yolu) Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde de Malatya ve Güneydoğu Anadoluya ulaşımı sağlayan köprünün yapım kitabesi bulunmadığından yazılı kaynaklarda Selçuklu döneminde yapıldığı ifade edilmektedir. Kesme taştan yapılan köprü 179,60 metre 4,65 metre genişliğinde 17 selyaranlı; sivri kemerli 18 gözlüdür. Memba yönündeki selyaranlar üçgen şekillidir. Köprü Osmanlı Padişahı III. Murat döneminde (1585) ve 19. yüzyılda Sivas valisi Halil Rıfat Paşa'nın teşvikiyle Kangal Ağası Abdurrahman Paşa tarafından onarılmıştır. Mimari yönden köprüyü sağlam yapmak amacıyla memba tarafından eğiklik verilmesi nedeniyle halk arasında Eğri Köprü olarak bilinmektedir.

Harun İstenci ve Patron Baba - İş Dünyasından Sanat Camiasına
Bir iş adamının hikayesiydi onun ki, iş dünyasında derin izler bırakmış koca yürekli bir patronun hikayesi. Kimse tanımasa da yeğenleri tanırdı. Safranbolu tanırdı onu. Diplomatik anlamda attığı adımlar, yaptığı yatırımlar ile konuşuldu ve o sadece yeğenleri ile konuşurdu, geleceğin, yarının ne getireceğini sadece yeğenlerine anlatırdı. Her zaman söyler; "Sakın ümidinizi kesmeyin, ne olursa olsun yarın yine güneş doğudan doğacak!" Sizlere tekrardan Dayı'dan bahsedeceğim, nâm-ı diğer: Patron Baba'dan! Başlıyoruz...
Patron Baba ve Harun İstenci
 2018 ve 2019'da Karabük'te, özellikle de Safranbolu'da önde gelen iş adamlarını da arkasına alarak önemli işlere imza atan Patron Baba, yaklaşık 6 aydır üzerinde çalıştığı yeni bir projesini geçtiğimiz haftalarda yaptığımız ikili toplantıda açıkladı. Sanat camiasında önemli çalışmaları olacağı, son bir kaç aydır yatırımlarını ajans ve medya üzerine yoğunlaştırdığını ve 2020 yılında sanat camiasında adından çokça söz ettireceğini ifade eden Patron Baba, bu seferde baya iddialıydı.
Harun İstenci anlatmaya çalışıyor...
 2019'un son çeyreğinde Patron Baba ile tekrar bir araya geldik, ikili toplantımızda kendisi ile, her ikimiz için de yoğun geçen şu zamanlarda tekrar bir araya gelme fırsatının çok iyi olduğunu, bana anlatmak istediği bana danışmak istediği fikirlerinin olduğunu dile getirdi. Yeni radikal kararların olduğu ve nasıl bir yol izleneceği üzerine hasbihallerde bulunduk. Fikirlerimizi birbirimize danıştık, yapabileceklerimizi ve yapamayacaklarımızı terazide tarttık, nabızları yokladık, güzel şeyler olacaktı. 2020'ye büyük projelerin gerçekleşmesi ile yeni bir simayla giriş yapacaktı Patron Baba, buna tabi ki de Karabük'te, esasen tam da Safranbolu'da giriş yapacaktı. Ajans sektörüne atılacaktı, sanat camiasına açılan bir kapı, şöhret basamaklarının ilk durağı olacaktı, daha da büyük hayallerin peşindeydi ve bu hayaller gerçek olacaktı.
Patron Baba ve Harun İstenci Karabük, Safranbolu'da - İş Dünyasından Sanat Camiasına
  Geçtiğimiz yıl ve bu yılın başlarında Patron Baba'dan baya bahsetmiştik, iş dünyasındaki yerinden ve gerçekleştirdiği atılımları sizlere aktarmaya çalıştık. Hakkında uzun uzun yazıp, çizmiştik. Dilimizin döndüğünce, sözümüzün kuvvetince sizlere anlatmaya çalışmıştık. Az buçukta hayallerine yer vermiştik, hatırlarsınız; Film çekimleri ve senaryolardan bahsetmiştik. 2 kaliteli kısa filmde baş rolü oynayan Patron Baba, bu işi sevdiğini ve oyunculuk kariyerinden de devam edeceğini aktardı.
Patron Baba ve Harun İstenci Karabük, Safranbolu'da - İş Dünyasından Sanat Camiasına
 İş dünyası Dayı'yı, nâm-ı diğer; Patron Baba'yı sıkmıştı! Hayata hareket katmanın tam zamanı gelmişti, radikal bir karar ile girişmek üzere olduğu Ajans sektöründe büyük hedefleri olan Dayı'nın oyunculuk kariyeri de her geçen gün daha da şekillenmeye başlıyordu, evet bizzat senaryonun içinde Dayı'da yer alacaktı. Bizzat oyuncuları kendisi belirleyecek, anlaştığı film şirketlerine oyuncu sağlayarak bir çok kişiye istihdam sağlayacaktı, bir çok hayali olan gencin önünü açmak için bizzat ajans yönetiminin başında duracağını da cümlelerine ekledi.
Harun İstenci ve Patron Baba Karabük, Safranbolu'da - İş Dünyasından Sanat Camiasına
 En dikkat çekici nokta ise yeri geldiğinde senaryonun içinde Patron Baba'da yer alacaktı. İş dünyasının yorucu maratonundan sıkılan Dayı, asil duruşunu ve yeteneğini oyunculukta kullanarak farklı bir kitleye daha hitap edecekti. Zaten daha önceki baş rolünde oynadığı kısa filmlerden performansını biliyorduk. Oyunculuk kariyerini yavaş yavaş ortaya çıkarıyordu. Evet, artık zamanı gelmişti. Buna Safranbolu'da başlayacaktı.
Patron Baba - İş Dünyasından Sanat Camiasına
 Çok kaliteli bir senaryonun üzerinde çalıştıklarını söyleyen Patron Baba, 2020'de çarpıcı bir film ile izleyici karşısına çıkmayı planlayan Patron Baba'nın hayalleri netti. Senaryonun tam bir ekip çalışması olduğunu, aksiyon ve gerilim üzerine yoğunlaşıldığını sözlerine ekleyen Patron Baba, senaryonun çekimlerine kendi kurduğu ekibi ile başlayacağını ifade etti.
Başarılarının devamını diliyoruz...

Mısır Çarşısı - Eminönü, İstanbul
Doğu ile Batı, Akdeniz ve Karadeniz arasında stratejik bir noktada bulunan İstanbul, gerek Bizans, gerek Osmanlı döneminde en canlı ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Bir yandan Balkanlar ve Avrupa’ya diğer yandan Kuzey Akdeniz ve Arabistan Yarımadasına uzanan bir liman kenti konumundaki İstanbul,  transit ticaret yolu üzerindeydi. Doğudan ve Arabistan’dan gelen ipek kumaşlar, baharatlar, değerli taşlar, dokumalar ve halılar gibi ticaret ürünleri Avrupa’ya götürülmek üzere İstanbul’da toplanır...

 Çarşı kelimesinin kökeni Farsça ‘’Cahar’’ (dört) ve ‘’Su’’ (taraf, sokak) sözcüklerine dayanmakta olup, dört sokak manasına gelmektedir. Dükkânların bulunduğu alışveriş yapmaya yarayan çarşı; bir kentte alışveriş yapmaya elverişli işlek bir yerde veya kentin merkezinde, iki tarafı dükkânlarla çevrilmiş, üstü örtülü veya açık olan sokaklar ve meydanlar bütünüdür. Büyük şehirlerin muhtelif mahallelerinde yer alan çarşıların geçici olanlarına Pazar denilmektedir. Satılan eşyanın cinsine göre dükkânların bir arada bulunması, kavaflar çarşısı, kuyumcular çarşısı gibi isimlerin doğmasına neden olmuştur. Uzun bir ana cadde ve buna açılan sokaklardan oluşan çarşılar, kentin gün boyu en hareketli kentsel alanını oluşturmaktadır.

 Bunun yanında İtalya şehir devletlerinden ve Avrupa’dan çeşitli ürünler İstanbul’a getirilirdi. İstanbul Limanı’nda bugünkü Unkapanı’ndan Sarayburnu’na kadar Haliç boyunca uzanan limanlarda tahıl, sebze-meyve, bakliyat, et, hayvan ürünleri, yağlar, balık, kahve, tuz, baharatlar ve odun, kömür gibi yakacak maddeleri bu limanlarda boşaltılırdı. Tüm Osmanlı İmparatorluğu’nun iaşesini sağlayan bu limanlardan mallar, limanların çevresinde yer alan çarşı, bedesten ve hanlara aktarılırdı.

 Doğal limanları sayesinde birçok ülke ile deniz ticareti gerçekleştiren bu şehirde, gemilerle gelen ürünlerin satılmasına olanak sağlayan ticaret yerleri, denize çok uzak olmayacak şekilde belli bölgelerde toplanmıştır. Bizans döneminden beri İstanbul’da ticaret merkezlerinin yeri pek fazla değişmemiştir.

 O dönemde çarşı merkezinin Ayasofya yakınlarında başlayıp şimdiki Divanyolu ve Çemberlitaş’ı takiben Beyazıt ve Şehzadebaşı’na oradan da Aksaray Koska’ya kadar uzandığı, bazı Bizans kaynakları sayesinde bilinmektedir.

 Hatta bu kaynaklar çarşının bir kısmının şimdiki Kapalı Çarşı’nın bulunduğu yeri ve Sirkeci’nin bir bölümünü de içine aldığını söylemektedir. Osmanlı kaynaklarında ise Türklerin Kapalıçarşı merkezinden, Sirkeci, Eminönü ve Tahtakale’ye doğru ticaret ağını genişlettiği ve bu konuda gelişme kaydettiğini görmekteyiz.

 Osmanlı kent dokusu dini yapılar, ticari yapılar ve konut yapıları olarak bölümlere ayrılmaktaydı. Merkezde dini ve ekonomi etkinliklerin toplandığı kent düzeninin etrafında, donatı yapıları olarak konutlar yer almaktaydı.

 Osmanlı’nın kamusal alanda ortaya koyduğu yapılaşma düzeninde sosyal hayatın merkezini teşkil eden dini ve ekonomik faaliyetlerin birlikte yürütülebileceği imar düzeni, külliye yapılarının doğmasına sebep olmuştur. Külliye gruplarında cami, medrese gibi dinsel yapılar, zaviye, hastane gibi sosyal yapılar, arasta, bedesten, çarşı gibi ticari yapılar bir arada düşünülmüş ve oluşturulmuştur.

 Büyük çaplı ekonomik güce ihtiyaç duyulan külliye yapıları daha çok padişah, sultan, sadrazam gibi nüfuzlu kişiler tarafından yaptırılmıştır.

 Osmanlı çarşı düzeni tüm halkın bir arada bulunduğu kamusal bir alandı. Bu ticaret alanları konut bölgesinin dışında, dükkân ve atölyelerin sıralandığı bir ya da daha fazla sokaktan oluşmaktaydı. Bu dükkânlar üzeri açık olan sokak düzenin de yer aldığı gibi üzeri kapalı olarak çarşı düzeni içerisinde  de yer alabilmekteydi. Osmanlı vakıf düzenin de önemli bir yeri teşkil eden dükkânların birkaç yüz akçeyi geçmeyen yıllık kiraları belirtilmiş olan vakfa ödenmektedir. Bu dükkânlar her zaman cami veya medrese ile birlikte yapılmıyor, önceden yapılmış olan veya daha sonra yapılanlar da vakfa bağışlanabiliyordu.

 Fatih Sultan Mehmet  İstanbul’u fethettikten sonra, kısa zaman içerisinde inşa faaliyetlerini başlatmış, Türk şehrinin odak noktasını belirleyen ilk bedesteni 1457 yılında inşa ettirdiği düşünülmektedir. Bu bağlamda İstanbul’un ilk bedesteni ile Fatih, Osmanlı kenti İstanbul’un yüzyıllarca önemini koruyacak olan ticaret merkezinin  yerini belirlemiş oluyordu. Bu ilk bedestenden sonra, Sandal Bedesteni ve çevresinde inşa edilen diğer hanlarla bölgenin ticaret merkezi olma özelliğini vurgulamıştır.

 İstanbul ahşap dokusu ile defalarca yangına maruz kalmış, birçok ev, dükkân, çarşı ve ibadethane bu yangınlarla yok olmuştur. 18. Yüzyılda üst üste çıkan yangınlar dükkânları yok ederken, devletin ekonomisine de büyük zarar vermiştir. 1695 ve 1701 tarihlerinde Fatih’in kurduğu eski bedesten ve çevresindeki ahşap dükkânlar ile zamanla bölgenin ticaret merkezi olmasıyla ortaya çıkan bedestenler ve hanlar yanmıştır. Ticaret merkezlerinin İstanbul’daki birçok yapı gibi ahşaptan olması, bu mekânların küçük bir kıvılcımla yok olmasına sebep oluyordu. Lakin beş yıl arayla ortaya çıkan iki büyük yangın ile kentin ticaret alanı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Bu tür yangınlarda ortaya çıkan zararı en aza indirmek için Eminönü bölgesinde yıllarca varlığı aktif bir şekilde korumuş olan, ancak yangınlarda yok olma tehlikesiyle karşılaşan bedestenler bölgesi yeniden inşa edilmiştir. Bu bağlamda dükkânlar kâgir olarak inşa edilecektir ve üstü yine kagirden tonozlarla örtülecektir. Bu bölgede olan dükkânların sıra sıra ve küçük olmasından dolayı hepsi aynı çatı altında Kapalıçarşı adı ile birleşmiştir. Bu çarşıya çok yakın bir konumda inşa edilen Mısır Çarşısı ile birlikte bu iki çarşı, bölgenin ve kentin başlıca ticaret merkezi olmuştur.

 Mısır Çarşısı’nın bulunduğu Eminönü sahil kısmı, Bizans devrinden itibaren yoğun bir Pazar alanı olma özelliği göstermektedir. Ticarette  denizin önemli bir yer tuttuğu o dönemler için İstanbul’un tarihi yarımadasındaki sur içinin merkezi noktalarından biri olan bu bölgede işlek ticaret faaliyeti şaşırtıcı değildir. Ptokhoprodromos’un bir yazısında dile getirdiği gibi Bizans devrinde de yaklaşık olarak Mısır Çarşısı ile aynı yerde Makron Envalos adında bir baharatçılar çarşısı bulunmaktadır.

 Mısır Çarşısı, Yeni Camii Külliyesinin bir parçası olarak inşa edilmiştir. Padişah lll. Murad’ın eşi, Safiye Sultan’ın emriyle 1597 tarihinde temeli atılan Yeni Camii’nin inşası, 1663 tarihinde bitmiştir. Bu yapı Osmanlı tarihinde en uzun süren cami inşası olan Yeni Camii külliyesi içerisinde yer almaktadır. Safiye Sultan, yaptıracağı külliye için kentin anıtsal bir yerini isterken, 17. Yüzyılda İstanbul’un,  tüm prestijli bölümleri önemli yapılarla kaplanmıştı. Yapılan çalışmalar sonucunda Eminönü sahil kısmı külliye için tercih edilmiştir.

 Düşük kotta ve denize çok yakın sahadaki bu inşa alanı, büyük bir külliyenin yapılmasına uygun olmadığı halde, caminin ilk mimarı Davut Ağa’nın başarısı sonucu günümüze kadar gelebilmiştir. Yüksekçe bir su basman üzerine oturtulan caminin ilk sıra pencereleri ortalarına gelindiğinde lll. Mehmed ölmüş bu bağlamda külliyenin banisi olan padişahın annesi Safiye Sultan gözden düşmüştür. Tahttaki bu değişimlerle camiinin inşası durmuştur. Sultan IV. Mehmed dönemine kadar Yeni Camii inşasında bir ilerleme kaydedilmemiştir. Padişahın annesi Hatice Turhan Sultan bir külliye kurmak istediğinde İstanbul kentinde uygun bir yer aranmaya başlanmıştır. Ancak sur içinin son anıtsal yerlerinden biri olan Eminönü kıyısı da Safiye Sultan’ın yarım kalmış inşası olan Yeni Cami tarafından kapatılmıştı. Hatice Turhan Sultan İstanbul’a hakim bir konumda kurmak istediği külliyesi için uygun bir yer bulamayınca Yeni Camii Külliyesini devam ettirmeye karar vermiştir. Bu bağlamda 1661 tarihinde caminin inşasına tekrar başlanmıştır. Caminin ilk tasarımı baş mimar Davut Ağa tarafından yapılmış, inşaata başlamasından bir sene sonra Davut Ağa’nın ölmesiyle Ahmet Ağa getirilmiştir. Ancak padişahın ölümüyle inşaat durmuş ve 63 yıl sonra tekrar başlanan cami inşaatına mimar Mustafa Ağa görevlendirilmiştir.

 1661 Tarihinde tekrar başlanan Yeni Camii inşaatının külliye düzeninde bazı değişiklikler yapılmıştır. Safiye Sultan’ın külliyesi medrese de içermekteydi. Ancak Hatice Turhan Sultan külliyedeki medrese bölümünden vazgeçmiştir. Yeni Camii külliyesi caminin yanı sıra Hünkâr Kasrı, Darülkura, Türbe, Arasta, Sıbyan Mektebi, Çeşme ve Sebilden oluşmaktadır. Külliyenin camiden sonraki en önemli bölümünü ‘’L’’ planlı arastası oluşturmaktadır. Arasta ve özellikle grup halindeki dükkânlar çoğunlukla bir hayrata gelir sağlamak amacıyla meydana getirilmekteydi. İstanbul kentinde,  Eminönü sahil kısmının ticaret bölgesi olması göz önüne alındığında medresenin külliye planından çıkartılıp, yerine arastanın eklenmesi son derece doğru bir tercih olmuştur. Yapılışından kısa süre sonra Mısır Çarşısı olarak anılan Yeni Camii’nin arastası, 1663 – 1664 tarihinde bir törenle açılmıştır.

 Mısır Çarşısı 17. Yüzyıl vakanüvisleri  tarafından ‘’Yeni Çarşı’’ ve ‘’Valide Çarşısı’’ adları ile anılmıştır. Ancak buradaki dükkânlar da satılan malların çoğunlukla Mısır’dan gelen mal ve baharatlar olması nedeniyle 18. Yüzyılın ortalarından itibaren ‘’Mısır Çarşısı’’ ismi ile anılmaya başlandığı görülmektedir. Mısır Çarşısı ismi yapının diğer adlarına kıyasla daha fazla kullanılmış olup, yabancı gezginler de seyahatnamelerinde yapıdan ‘’Mısır Çarşısı’’ olarak bahsetmişlerdir. 1874 tarihli Edmondo de Amicis’in İstanbul seyahatnamesinde Mısır Çarşısı şu şekilde anlatılmaktadır. ‘’İçeriye girer girmez, insanın burnuna öyle keskin bir nebat kokusu çarpar ki, neredeyse gerisin geri dönülür. Burası, Hindistan, Suriye, Mısır ve Arabistan’dan gelen her türlü baharatın dolanarak, odalıkların ellerini yüzlerini boyayan, evlere, hamamlara, ağızlara, sakallara ve yemeklere güzel kokular veren, asabi paşalara kuvvet kazandıran, muhteşem şehre hayal, sarhoşluk ve keyif dağıtan esans, hap, toz, merhem haline döndüğü Mısır Çarşısı’dır. Çarşıda biraz yürüyünce insan sersemlemeye başlar ve hemen uzaklaşır oradan; fakat bu sıcak ve ağır havayla, sarhoş edici kokuların tesiri, açık havaya çıkınca bile, bir müddet devam eder ve zihninizde Şark’ın en mahrem ve en manalı izlerinden biri olarak dipdiri kalır.

 Mısır Çarşısı ilk yapıldığında aktar ve pamukçu esnafına tahsis edilmişti. Bu bağlamda çarşıda bulunan 6 adet kapı aktarlar ve pamukçular arasında paylaşılmıştı. Balık pazarı, Hasırcılar ve Ketenciler Kapısı aktarlara, Yeni Cami, Haseki ve Çiçek Pazarı kapıları da pamukçulara tahsis edilmiştir. Bu dönemde çarşıda yer alan yaklaşık 100 dükkândan 49 tanesini aktarlar kullanırken, geri kalanını pamukçular ve yorgancılar kullanmaktaydı. Mısır Çarşısı’nda bulunan kapıların ismi zamanla değişmiştir. Eminönü Kapısı/  Yeni Cami Kapısı, Balık Pazarı Kapısı/ Tahmis Kapısı/ Hasırcılar Kapısı, Ketenciler Kapısı/ Tahtakale Kapısı, Çiçek Pazarı Kapısı, Yeni Cami Kapısı/ Yeni Çiçek Pazarı Kapısı, Bahçe Kapısı isimleri zaman içinde kapıların aldığı adlardır. Mısır Çarşısı’nın iki ucundaki ana giriş kapıları mimari bakımdan etki kazandırılmak için yükseltilmiştir. Bu kısımların üst katları döneminde Ticaret Mahkemesi olarak kullanılmaktaydı. Bu iki kısmın birinde esnaf ile esnafın, diğerinde halk ile esnafın arasındaki sorunlara bakan kadıların görev yapmakta olduğu bilinmektedir.

 Mısır Çarşısı’nın uzun kolunda karşılıklı 23’erden 46, kısa kolunda ise 18’erden 56 eyvan ve hücre, ayrıca iki kolun birleşme bölümünde 6 eyvan ve hücre vardır. Böylece içteki eyvan ve hücre sayısı 88’i bulmaktadır. Çarşı’nın Tahmis sokağına bakan bölümünde de dışta 18 dükkân bulunur. İç ve dıştaki dükkânlar tonoz örtülüdür. Mısır Çarşısı’ndaki dükkânlar ilk inşa edildiğinde günümüzdeki gibi olmayıp, iki bölümden oluşmaktaydı. Dükkânların ön bölümünde ahşap peyke halinde, satış yapmaya ve drog kaplarını sıralamaya yarayan bir kısım, arka bölümde ise depo ve imalathane olarak kullanılan bir oda yer almaktaydı. Onarım sırasında eyvanları arkadaki odalara bağlayan kapıların bulunduğu duvarlar açılarak günümüzdeki  dükkânlar oluşturulmuştur. Geceleri ahşap kepenkler ile kapatılan bu dükkânların önlerinde ahşap süslemeler bulunur,  droglar ve ilaçlar cam kavanoz, toprak çömlek, tahta veya teneke kutularda muhafaza edilirdi. Bazı dükkânların  saçaklarında, dükkânın kolaylıkla tanınmasını sağlayan, bir sembol (yangın kulesi, küçük bir kayık, devekuşu yumurtası, makas, püskül gibi) bulunmaktaydı. Bu sem boller sayesinde halk istediği aktar dükkânını kolaylıkla bulurdu. Dükkânların kapılarının üzerinde bulunan bu işaretler bir gemi modeli, devekuşu yumurtası, püskül ya da fener işaretleri olabilmekteydi. Bu tür işaretlerin konulmasının amacı bir kişi Mısır Çarşısı’ndan bir mal alır ve onu beğenmezse nereden aldın   diyenlere, ‘’Mısır Çarşısı’ndan fenerli veya yumurtalı dükkândan’’ diyebilmek içindi. Bu bağlamda Mısır Çarşısı dükkânlarında bulunan bu işaretler yardımıyla dükkânlar tanınırlardı. Bu işaretler her şeyden önce tüketicinin haklarının korunmasında önemli yer oynamaktaydı.

 Mısır Çarşısı tarihinde iki büyük yangın geçirmiştir. 8 Mart 1688 yılındaki yangın fazla büyük olmamakla beraber kayıtlara şu şekilde geçmiştir: ‘’Haliç kıyısında Balık Pazarı kapısı dışında bir meyhanede çıkan yangın surdan içeri atlamış, gittikçe büyüyerek Valide Çarşısı dışına yapışmıştı. Valide Çarşısı haricine ve Tahmisleri ortalayıp sağ tarafı Rüstem Paşa Camiine varıncaya kadar ön aralıkta Tahtani ve Kâgir Han ve dükkânlar ve mahzenleri yakarak…’’ Bu yangında çarşının duvarları dışındaki (Tahmis Sokağı) ahşap dükkânlar zarar görmüş, Çarşının içi ise fazla bir zarara uğramamıştır. Ancak Ocak 1691 gecesi çıkan yangında Mısır Çarşısı neredeyse tamamen yanmıştır. Çarşının içindeki dükkânlardan birinde başlayan yangın, kısa sürede tüm çarşıya sarmıştır. Tüm Çarşı’yı etkisi altına alan yangında sadece demir kapılı birkaç dükkân kurtulabilmiştir. Esnaf açısından büyük bir maddi kayıp olan bu yangın iki gün sürmüş ve Çarşı harap duruma gelmiştir.

 Mısır Çarşısı 17. Yüzyılın sonuna tarihlendirilen Grelot Seyahatnamesindeki bir gravürde, Yeni cami ile birlikte bir dış avluyla çevrili olarak görülmektedir. Bu gravüre göre Yeni Camii ve Hünkâr Mahfili ile Mısır Çarşısı’nın deniz cephesi tamamen dış sur ile kapatılmış ve yapı grubunun denizle bağlantısı merdivenli bir kapı ile sağlanmıştır. Kaynakların belirttiğine göre bu sur, 19. Yüzyılın ikinci yarısında ticaret yapılarının bu bölgede çoğalmasına bağlı olarak kaldırılmıştır. Bugün tamamen ortadan kaldırılmış olan yapı grubunu içine alan sur duvarlarından sadece Yeni Camii Hünkâr Kasrının üzerine oturduğu kule kalmıştır.

 19.Yüzyılın ortalarında Yeni Camii’nin avlusu ile Mısır Çarşısı arasındaki bölümde salaş dükkânlar yer almaktaydı. 1864 yılında bu dükkânlar ortadan kaldırılmışsa da daha sonraları tekrar faaliyete geçmişlerdir. 1941 tarihinde Yeni Camii’nin avlusundan yol geçirilmesiyle Mısır Çarşısı ve Yeni Camii birbirinden ayrılmış oldu. 1940 – 1943 yılları arasında Mısır Çarşısı, İstanbul Belediyesi’nce kapsamlı bir restorasyondan geçmiştir. Bu restorasyon ile yapının dükkân düzeni ve kullanım alanı bakımından özgünlüğünü kaybettiği düşünülmektedir. Yapının özgün halinde çarşıdaki her dükkânın mallarını sergilediği raflar ile satıcının oturduğu sedirin yer aldığı eyvan kısmı ve arkasında ahşap kapısı kapanan, önündeki alanın iki misli derinliğinde bir oda yer almaktaydı. Bu odalar genellikle depo olarak kullanılmaktaydı. Hücre girişleri karşılıklı olarak yerleştirilmiş simetrik bir düzen oluşturmaktaydılar. Yapılan son restorasyon da eyvanlar arkalarındaki odalara bağlanmıştır. Odalar ile ayvanları ayıran ahşap doğrama kaldırılmış, depo olarak kullanılan bu mekânlar dükkân haline getirilmiştir.

Mısır Çarşısı Nerede?

Harun İstenci'nin İstanbul Beyoğlu'nda Galata Kulesi ziyareti - Ocak 2020
Harun İstenci'nin İstanbul Beyoğlu'nda Galata Kulesi ziyareti - Ocak 2020
Galata, dünyanın en eski kulelerinden biri olup, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 6. yüzyılın ilk çeyreğinde Fener Kulesi olarak inşa ettirilmiştir. 1204 yılındaki IV. Haçlı Seferi'nde geniş çapta tahrip edilen kule, daha sonra 1348 yılında "İsa Kulesi" adıyla yığma taşlar kullanılarak Cenevizliler tarafından Galata surlarına ek olarak yeniden inşa edilmiştir. 1348 yılında yeniden yapıldığında kentin en büyük binası olmuştur...
Galata Kulesi

 Galata kulesi 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Kule Türklerin eline geçtikten sonra hemen her yüzyıl yenilenmiş ve tamir edilmiştir. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı olarak kullanılmıştır. Sultan III. Murat'ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579'da kapatılmıştır.
17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmed Çelebi, 1638 yılında kendi tasarladığı kanatlar ile Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuştur...
 17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmed Çelebi, 1638 yılında kendi tasarladığı kanatlar ile Galata Kulesi'nden Üsküdar-Doğancılar'a uçmuştur.

 1717'den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. O dönemde yangın, ahalinin duyabilmesi için büyük bir davul çalınarak haber verilmekteydi. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bir bölümü yanmıştır. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve tekrar onarılmıştır.

 1875 yılında bir fırtınada külahı devrilmiştir. 1965'te başlanıp 1967'de bitirilen son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmıştır.
 Yerden, çatısının ucuna kadar olan yüksekliği 69,90 metredir. Duvar kalınlığı 3,75 metre, iç çapı 8,95 metre, dış çapı da 16,45 metre olup kalın gövdesi işlenmemiş moloz taşındandır.

Galata Kulesi Nerede?

Sirkeci Garı
Yapı 19. yüzyılda özellikle İstanbul'da görülen Batı seçmeciliği ile bölgesel ve ulusal biçim kalıplarının bir arada kullanıldığı örneklerden birisidir. Rumeli Demiryolu'nun Sirkeci'ye kadar gelmesiyle istasyon binası olarak bugün de mevcut olan kâgir bina ile yolcu bekleme salonu olarak iki ahşap baraka yapılmıştır. Geçici olarak tasarlanan bu binaların yanında esas istasyon binasının yapımına 11 Şubat 1888'de başlanılmış ve 3 Mayıs 1890'da II. Abdülhamid adına Müşir Hamdi Paşa tarafından açılarak hizmete sunulmuştur. Tasarımını Alman mimar A. Tasmund'un yaptığı binanın cephesinde granit mermer ve Marsilya-Aden'den getirilmiş taşlar kullanılmıştır. İlk yapıldığı yıllarda havagazı ile aydınlatılan binanın bekleme salonlarındaki büyük sobalar Avusturya'dan getirilmiştir. Yine o yıllarda deniz binanın çok daha yakınına kadar gelinmekte ve denize taraçalarla inilmekteydi. Yan yana gelen birimlerden oluşan lineer bir planı olan binanın cephesinde de bu bölümlenme açıkça gözlenmektedir. Binanın ortasında yer alan ve büyük bir tonozla örtülü birimin iki yanında saat kuleleri yer almaktadır. Cephede kullanılan tuğla bantlar, daire, sivri kemerli pencereler, ortada yer alan Selçuklu Dönemi taç kapılarını andıran giriş kapısı, bezeli taş çatı parapetleri ile bina tümüyle devrin seçmeci anlayışını yansıtmaktadır.
Sirkeci Garı Bekleme Salonu
 Binanın yan cephesinde garın hizmete girdiği tarih, hem Rumi takvime hem de Miladi takvime göre yazılmıştır. Paris'ten kalkan Şark Ekspresi uzun yıllar bu istasyona yolcu indirmiş ve buradan yolcu almıştır.
Sirkeci Garı ve Tarihi Lokomotif

Sirkeci Garı Nerede?

Adres: Hocapaşa Mahallesi Ankara Cadddesi, Halil Lütfü 4. İş Merkezi K: 1 No:113, Hoca Paşa, 34110 Fatih/İstanbul

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.