Dyatlov Geçidi; Rus Dağcıların Tırmanış Hazırlığı
Dyatlov Geçidi Anıtı
Dyatlov Geçidi Anıtı
 Yıl 1959, Rusya’da 9 üniversite öğrencisi ve profesyonel dağcı Ural Dağları bölgesinde yaptıkları tırmanıştan bir süre sonra kamp yaptıkları alanın çevresinde ölü olarak bulundu. Dünya genelinde dağcıların soğuktan yada çığ nedeniyle başlarına bir şey gelmesi normal karşılanan bir durum olsa da bu olay hepsinden farklıydı. Öylesine farklıydı ki aradan 60 yıla yakın zaman geçmesine rağmen bu gençlere ne olduğu hala çözülemedi. Hatta kampa gidecekleri gün ayağını burkması nedeniyle diğer dokuz genç ile kampa gitmekten son anda vazgeçen arkadaşları Yura Yudin; "Eğer tanrıya bir tek soru sorma hakkım olsaydı, ona o gece Dyatlov Geçidin'de ne olduğunu sorardım!" ifadesini kullanmış ve Dyatlov Geçidi adı verilen yerde yaşanan bu olayın herkes için nasıl bir sır olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti. Çoğu araştırmacıya göre ise Dyatlov Geçidi kazası 20. Yüzyılın en merak edilen konusu olarak nitelenebilir. 59 yıldır araştırmacılar, uzman dağcılar, izciler ve bilim adamları gerçeğe ulaşmanın peşindeler. Dokuz gence ne olmuştu? Bu hikaye dostluğun, cesaretin ve büyük bir sırrın hikayesidir. Onlarca yıl boyunca çözülemeyecek olan bir sır...

Anlatamaya başlamadan önce sizlere ölen kişileri tanıtmak istiyorum:


 Olayın kısaca özeti şöyledir; 9 üniversiteli genç kamp yapmak için Ural Dağları'na tırmanışa başlarlar. Çoğu profesyonel olan bu dağcı grubunun bütün üyeleri Ural Teknik Üniversitesi mezunu kişilerdir. Dağcı grubu, tırmanışa hazırlanmak için 25 Ocak 1959 tarihinde Ivdel’e varmışlardır. Buradan ise, otobüs ile Vizhai’ye devam etmişlerdir. Ekibin üyelerinden Yuri Yudin Vizhai’de ayağını burkarak yolculuğunu sonlandırmış, devam edememiştir. Bu tuhaf tesadüf ileride onun için aslında bir şans olmuştur, çünkü yolculuğa devam eden dokuz Rus dağcı, son olarak 27 Ocak günü görülmüşlerdir. Gençlerin fotoğraf makineleri olması da olayla ilgili bir çok görüntünün bizlere ulaşmasına olanak sağlamıştır, aynı zamanda bu 9 öğrenci Dyatlov Günlüğü adı verilen bir günlük tutarak, her biri kendi duygularını ve yaptıklarını an ve an not etmiştir. Günlüğün tamamını okudum ve bu olaya günlükten dikkatimi çeken bazı bölümleri aktararak başlamak istiyorum;

Dyatlov Günlüğünden Satırlar (30 Ocak 1959)

Dyatlov Günlüğünden Satırlar (30 Ocak 1959) | Yazan Kişi: Lyudmila Alexandrovna Dubinina (Lyuda) - Sol
Yazan Kişi: Lyudmila Alexandrovna Dubinina (Lyuda) - Sol
 Sabah herkesi Kolevatov'un konuşması uyandırdı, hava hala bize gülümsüyor, en fazla -7 derece, hazırlanmamız biraz sürdü, malzemeleri hazırladık, kızaklarımızı yağladık vs. Yurka hastalandığı için bugün eve dönüyor, özellikle benim için ondan ayrılmak çok üzücü ama yapacak bir şey yok.

11:45'te yola çıktık... 

 Bu sene ki kar yüksekliği geçen senekinden baya az, bu nedenle sürekli durup kızaklarımız da biriken sulu karı temizlememiz gerekiyor. Saat 17:30 civarında bir geçitte durduk, bugün çatırda ki ilk gecemiz, çocuklar mini sobayla uğraşıyor ve çadırın tavanını çarşaflarla sağlamlaştırıyorlar, bir şeyleri tam, bir şeyleri eksik yapsak ta akşam yemeğine oturduk. Yemekten sonra ocağın etrafında uzun süre güldük, şarkılar söyledik... Hatta bizim Zinaida mandolin öğrenmeye çalıştı, sonra tekrar bir tartışma açtık, gerçi bu süre boyunca yaptığımız tartışmaların konusu genelde aynıydı, sevgi ve aşk! Sonra çadırımıza girdik, küçük asma ısıtıcı etrafına sıcaklık üflüyordu, uzak bir köşeye ben ve Zinaida yerleştik, hiç kimse sobanın altında uyumak istemedi, bizde oraya Yorga'yı yerleştirmeye karar verdik, çadırın diğer ucunda da Şaşa oturuyordu, yani bu geceki nöbetçimiz, Yorga ise sobadan gelen sıcaklığa iki dakika bile dayanamadan yer değiştirdi, ve diğer tarafa geçti. Bu sırada çok feci beddualar savurarak hepimizi hain ilan etti! Bu olaydan sonra uzun süre uyuyamadık, bir şeyler konusunda münakaşa ettikten sonra nihayet ortalık sessizliğe büründü.
İmza 
Dubinina

Günlükten Notlar;

Günlükten Notlar; | Yazan Kişi: Nikolay Thibeaux-Brignolle (Tibo)
Yazan Kişi: Nikolay Thibeaux-Brignolle (Tibo)

 Denedim ama başaramadım;
İmza 
Tibo

 İşte böyle belirsiz bir tur

Dyatlov Günlüğünden Notlar (1 Şubat 1959)

Dyatlov Günlüğünden Notlar (1 Şubat 1959) | Yazan Kişi: Zinaida Alekseevna Kolmogorova (Zina)
Yazan Kişi: Zinaida Alekseevna Kolmogorova (Zina)
 Bu gün Sasha'nın doğum günü, kutladık ve ona bir mandalina hediye ettik, odu onu oracıkta dokuza böldü ve hepimize dağıttı, bazılarımız çadıra girdi ve akşam yemeği bitene kadar çıkmadılar, kısacası bir günümüz daha son buldu.
İmza 
Zinaida

 İşte bu not günlükteki son not, sayfaların devamı boş ve dehşet verici esrar başlıyor...
Dubinina, Slobodin, Semyon Zolotaryov (yere bakıyor) ve Thibeaux-Brignolle (ön)
 Şuana kadar düzenli bir şekilde tutulan günlüğün kesilmesine bakılırsa, bu felaket 1 Şubat 1959 gecesinde yaşandı. Ne yaşandığını kimse bilmese de, ortaya sayısız fikir atıldı. Ekibin bir kaç hafta içinde dönüş yoluna geçerek merkeze haber vermeleri gerekiyordu, fakat haber gelmedi. Bu tür gezilerde kısa süreli gecikmeler normal karşılanır, bu nedenle çokta önemsenmese de aradan bir kaç gün geçtikten sonra grubun başına bir şey geldiği anlaşıldı. Bir süre devam eden aramadan sonra çadır bulundu. Üzeri neredeyse tamamen karla kaplanmıştı. Çevresine de çarşaflar saçılmıştı, fakat ilginç noktalardan biri ise çadır içeriden dışarıya doğru bıçakla kesilmişti. Çevresinde de balta, fotoğraf makinesi, günlükler ve ekibe ait diğer belgeler bulundu. İçeride ekmekler, içinde yiyecek olan kaplar yerli yerinde duruyordu. Anlaşıldığı kadarıyla, çadır ve içindeki tüm eşyalar bırakılmış ama öğrenciler bir yerlere gitmişti ve hemen bulunmaları gerekiyordu. Kısa süre sonra, çadırın bir kaç kilometre ötesinde iki öğrencinin bedenleri bulundu, üstlerinde sadece pijama ve gömlekleri vardı, ayaklarında da bot ya da çorap yoktu. Bu iki genç çadırdan bu kadar uzakta, böylesine soğuk bir bölgede çıplak halde ne yapıyor olabilirdi?! Arama ekibine katılanlar, ekipteki özel yetkili savcının, arama kurtarma çalışmalarında, ekibin dağdaki belli yerlere bakmasına izin vermediğini söylüyorlar. Bir çok şüpheye ve gizem böyle başladı. Neden böylesine bir dağda bakmamız gereken yerler olsun ki? Kaybolan gençlerden biri o yerlerde olabilirdi? İlerleyen günlerde cesetlere birer birer ulaşılmaya başlandı. Hepside çok anlamsız bir şekilde çadırlardan uzak mesafelerde bulunuyordu. Fakat en büyük gizem kalan cesetler bulundukça ortaya çıkacaktı. Çünkü ilk dört cesette sadece donma nedeniyle ölme belirtileri görülmüş, fakat kalan beş cesette bulunduğunda tüm Dünyanın gözü Rusya'daki bu olaya yönelmişti. Yeni bulunan cesetlerin bir tanesinin kafa derisi yüzülmüş ve kemikleri kırılmıştı. İkinci cesette aynı şekilde kafa derisi yüzülmüş ve kafa tası derin yarıklar içinde kalmıştı. Bu nasıl olabilir?

Cesetleri bulan adli tıp uzmanı anlatıyor:

 "Ben bir şeyleri paketlemekle meşgulken, uzman korkunç bir çığlık attı. Yaklaştığımda, yüzülmüş kafa derisinin altında ezilmiş kafatasını gördüm. İkinci kafatası da aynı şekilde. Haliyle soru işaretleri belirdi: Bu nasıl olabilirdi? Ben hemen telefona sarıldım ve o sırada Lozva'da toplantı halinde olan devlet komisyonundan kriminalist/savcı Ivanov'u aradım. 'Olamaz!' dedi, 'Donmuşlardı ya!' 'Olmuş işte' dedim, 'Gelir misiniz lütfen?' Gelenler oldu mu, olmadı mı? Hatırlayamıyorum ama Ivanov bizzat geldi. Hepimiz korku içindeydik. Bu manzara hepimizi sarsmıştı. İçi saf alkolle doldurulmuş fıçılar getirildi ve hepimiz soyunarak fıçıların içine girdik. Kimsenin bir açıklama yapmaması bizi çok tedirgin etmişti."

 Adli tıp raporunda bulunan yeni cesetlerin kafataslarındaki kırığın 17 cm kadar içeriye girdiği yazıyordu. Dünyadaki en ıssız bölgelerin birinde dokuz gencin çadırlarını bıçakla yararak çıplak bir şekilde kaçmaları ve kısmında hiç yara izi yokken, bir kısmında inanılmaz kırılmalar ve derilerinin yüzülmesi durumunu kim açıklayabilirdi. Adli tıp raporuna göre; yeni bulunan cesetlerin kaburga kemikleri de tamamen kırılmıştı. Öğrenciler çadırı yararak ani bir şekilde kaçtıklarına göre acaba çadırlarının kapısını hiç tahmin etmedikleri bir varlık açmış olabilir miydi? Bulunan bir cesedin ise gözleri yoktu, daha da ilginci dili de kökünden itibaren kayıptı.

Baş Adli Tıp Uzmanı;

 "Bunu düşünebiliyor musunuz? Önümde adli tıp incelemesi sonuçları var. Hangi cesede ait olduğunu söyleyemeyeceğim, buna yetkim yok. Dil, kökünden itibaren kayıp! Donma yüzünden bir dil nasıl kaybolabilir? Ne tür darbe veya çarpma sonucu? Bu soru cevap bekliyor."

 Bu kadar esrar perdesi yetmezmiş gibi, adli tıp raporları devam ettikçe gizemde artıyordu. Çünkü cesetlerin üzerinde inanılmaz derecede radyoaktif kalıntı bulunmuştu. O dağlık bölgede radyoaktif etki çok düşük olsa da cesetlerin üzerinde bir şehre yetebilecek seviyede radyoaktif kalıntıya rastlanmıştı. Şimdi dikkat edin, işin en ilginç bölümlerine geliyoruz. Böylesine karmaşık bir trajedinin nasıl ve neden olduğu araştırılırken bölgedeki güvenlik birimleri bir birlerine telgraf çekmeye başlarlar; bu dağlık bölgenin üzerinde uçan bir takım dairesel cisimler görülmüştür. Bunu sadece güvenlik birimleri değili çevredeki yerel kabileler de görmüşlerdir.

Güvenlik Görevlisi:

 "Belli gruplar orada sürekli nöbet tutuyordu. 31 Mart tarihinde, bu nöbetçi gruplardan biri, oradan füze gibi bir şeyin geçtiğine şahit olmuş. Tam o vadiye doğru değil de, o bölgeye doğru. Sabah saatlerinde, çoğu kişi uyanık iken görülmüş ve buna tanık olan çok fazla insan var. Fakat bir telsiz telgraftan sonra hiçbir şey yapmamışlar. Telgrafta ise şöyle yazıyormuş: 'Dokuz ceset yetmedi mi?'"

 "Dokuz ceset yetmedi mi?" Hala kaynağı çözülememiş olan bir telgraf, dönemin savcısı ve araştırmacıları bu telgrafın varlığını onaylıyorlar. Fakat nereden ve kimler tarafından telgrafın çekildiği ile ilgili kimsenin bir bilgisi yok. Çoğu kişinin bölgede gördüğü uçan daireler, gizemli ışıklar ve telgraflar, sıra dışı kırıklar ve yara izleri, en ilginci ise cesetlerin üzerinde sıra dışı radyoaktif bulgular bu katliamı ancak uzaylıların yapabileceğine dair bir takım fikirler öne sürülmesine neden oldu.

Bir Subayın olay zamanı adli tıp raporuna kaydedilen sözleri şunlardır;

 "17 Şubat 1959'da ben görev başındayken gökyüzünde güney istikametinde çok yoğun duman çıkaran, parka beyaz renkli bir daire göründü, bu duman topunun ortasında yıldız büyüklüğünde parlak bir ışık vardı, uçan cisim yaklaşık 80 dakika boyunca ben ve diğer askerler tarafından gözlemlendi." 
İmza 
Ordu mensubu Safking

Bölgede görev yapan meteoroloji uzmanının Rus Polisine sunduğu Rapor;

"Emniyet Müdürlüğü Baş komiserine;

 17 Şubat 1959, bu tarihte, yerel saatte 6:30'da gökyüzünde olağan dışı bir cisim göründü, kuyruklu yıldız gibiydi, kuyruk ince bulutu anımsatıyordu. Bir süre sonra ise yıldız kuyruğundan ayrılarak diğer yıldızlardan daha parlak ışık saçmaya başladı ve uzaklaştı, sonrasında ise duman çıkaran ve tıpkı dolunaya benzeyen büyük bir daireye dönüştü. Bu daire gittikçe küçüldü, fakat parlaklığı azalmadı, en sonunda oldukça küçük bir daireye dönüştü ve 40 dakika hareket ettikten sonra uzaklaşarak kayboldu."
İmza 
Tokaryova
Meteoroloji Uzmanı
Mansiler
 İddialardan biride gençlerin ölü bulunduğu dağın eteklerinde yaşayan Mansi adı verilen bir kabileyle ilgiliydi. Bu yerel kabile gençleri öldürmüş olabilir miydi? Mansiler nüfusu 5-6 bin civarında olan ilkel bir kabile ve gençlerin tırmandığı, kamp kurduğu dağı kutsal olarak görüyorlar. O dağa "Ölüler Dağı" ismini vermişler. Bu ismi vermelerinin nedeni ise çok eski bir Mansi efsanesine dayanıyor. Dikkatli okuyun çok şaşıracaksınız! Efsane şöyle;

 "Dokuz kişi Ölüler Dağı'na gitmiş ve onlardan bir daha haber alınamamış."

Mansiler
Mansiler
 Efsane bu kadar! Ne daha az, ne daha fazla! Binlerce yıl öncesine dayanan Mansi efsanesi bu, sadece bu sözlerden ibaret. Aynı dağda ölen gençlerin sayısının 9 olması, ve neden öldüklerinin bulunamamış olmasını düşünürsek, binlerce yıl öncesinden gelen bu Mansi efsanesi ile inanılmaz benzerliği insanın tüylerini diken diken ediyor. Acaba Mansiler öğrencilerin kamp yapmasına kızarak böyle bir katliam yapmış olabilirler miydi. Radyoaktif kalıntılar ve bölgedeki yapılan incelemeler bu ihtimalin imkansız olduğunu gösteriyor. Üstelik Mansiler konuk sever bir topluluk ve bölgeye gelen dağcıları da sık sık konuk ettikleri de biliniyor. Mansilerin efsanelerinde, bu dağlardaki kayaların konuştuğu da anlatılmaktadır. Onlara göre bu dağlardaki kayalardan, yılın belli zamanları inanılmaz derece sesler geliyor. Sesler öyle ki, bir insanı delirtebilecek seviye de! Acaba bu gençler kayalardan gelen bu sesleri duymuş ve korkuyla çadırı yararak kaçmış, sonunda da ölmüş olabilirler miydi? Fakat bu iddia üzerindeki darbe izlerini açıklamak için yetersiz kalıyor.

Cesetleri bulan adli tıp uzmanı anlatıyor:

 "Mesele bizim için tam bir bilmeceye dönüşmüştü. Doktorlar ve uzmanlar olayı kapattıktan sonra yırtılmış çadır benim yazıhanemdeydi. Dış taraftan kesikler tespit edildiği andan itibaren bu cinayet Mansilere isnat edilmişti. 'Kesinlikle Mansilerdir, başka kim olabilir' şeklinde hüküm çıkmıştı. Bu konu çok ciddi bir şekilde tartışılıyor ve hatta bazı öfkeli çevreler Mansilere şiddet uygulanmasını talep ediyordu. Yüksek mercilere, çocukların yukarıya değil, aşağıya doğru kaçtıklarına dayanarak, bunu Mansilerin yapmış olamayacağı konusunda ısrar etsem de, bu kanıtlar görmezden gelindi. Fakat biz yine de Mansiler konusunda alınan kararları uygulamadık. Bir gün ben çadırı incelerken fark ettiğimiz bir detay, Mansileri maruz kalacakları kötü muamelelerden kurtardı. Yanımdaki terzi arkadaşım bana hayatı boyunca bunca dikiş yaptığını ve bu çadırın kesilmiş kısmındaki ipliklerin şekline bakılırsa, çadırın içeriden kesildiğini söyledi. Bu am da artık herşeyin hazır olduğu dönemdeydi. Leningrad'a yolladığımız çadırın incelenmesinden sonra , uzmanlar, çadırın gerçekten de içeriden kesildiğini teyit ettiler. Bu defa daha zor bir soru doğdu: Onları çadırdan bu şekilde kaçmak zorunda bırakan şey ne idi?"

 İddialardan bir diğeri de Rus ordusunun yaptığı gizli bir silah deneyi sonucunda bu gençlerin öldükleriydi. Kayıp gençleri arama çalışması yapan askerlerin şüpheli tutumları ve Rus gizli servisinin bölgedeki varlığı, görülen tuhaf ışıklar ve gençlerin bedenlerindeki açıklanamayan yara izleri. Radyoaktif kalıntılar, orada, yani Dyatlov Geçidinin Ural Dağlarında gizli bir silahın denendiği ile ilgili teorilerin güçlenmesine katkı sağlamıştı. Fakat 1959 yılında nasıl bir silah böyle bir etki yapabilirdi ki? Bu soru da yanıtsız kaldı! Bir süre sonra nedensiz bir şekilde devlet baskısıyla soruşturma sonlandırıldı ve savcılık dosyasına öğrencilerin ölüm nedeni olarak şu cümleler yazıldı;

 "Üstesinden gelmekte aciz kaldıkları bilinmeyen bir güç."

 Yapılan bütün incelemeler sonucunda savcılık gençlerin ölümünün üstesinden gelemedikleri bir güç nedeni ile kaynaklandığı kararını verdi. Fakat bu güçün ne olduğu bulunamadı. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen Dünya genelinde hiç bir uzman, hiç bir araştırmacı bu 9 gencin ölümündeki sırrın ne olduğuna dair mantıklı bir açıklama getiremedi. Savcılık bu dosyayı, "bilinmeyen bir gücün etkisiyle gerçekleşen ölüm" ifadesini kullanarak noktaladı.
Yuri Krivonischenko'nun Kamerasından Çıkan Son Görüntü
 Gençlerin fotoğraf makinelerinden çıkan son resim ise bu, sadece bir kaç beyaz nokta. Belki de öğrencilerden biri başlarına gelen felaketin ne olduğunu görüntülemek istemişti. Birileri ya da bir şey ise buna müsaade etmedi. Dyatlov Geçidindeki 9 gencin son fotoğrafı.
Dyatlov Geçidi Anıt Mezarı - Rusya'nın Yekaterinburg kentindeki Mikhailovskoe Mezarlığı'nda
Dyatlov Geçidi Anıt Mezarı - Rusya'nın Yekaterinburg kentindeki Mikhailovskoe Mezarlığı'nda
 Bugün ise bu 9 genç adına yapılmış anıt mezar, her sene bu olayın yıl dönümü olan 1-2 Şubat tarihlerinde ziyaretçilere açılıyor. Bu sıkı dostlar anılmaya devam ediyor. Kimi bu mezarlara gelerek yazdıkları şarkıları söylüyorlar, kimileri de hayallerini ve planlarını bu mezarlarda yan yana yatan 9 arkadaşa anlatıyor.

Film: Şeytan Geçidi

 Şeytan Geçidi veya orijinal adıyla Devil’s Pass adlı film tamamıyla bu olaydan ilham alınarak çekilmiştir. 2013 yılında vizyona giren film, ABD, İngiltere ve Rusya ortaklığında yapılmıştır. IMDB Puanı: 5,7 olan filmin çoğu sahnesi kurgudur.

Kaynakça: Kaynak 1 | Kaynak 2 | Kaynak 3  Bu içerik Harun İstenci tarafından aşağıda belirtilmiş olan kategoriler altında oluşturulmuş ve yayınlanmıştır. İçeriğin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur. | İstenci Systems
Yazar Bilgisi: Harun İstenci Hakkında
Harun İstenci Hakkında
1997 yılında İstanbul'da doğdu ve memleketi Kastamonu. Çocukluğundan bu yana bilgisayar sistemleri üzerinde çalışıyor ve internet üzerinde içerik üretiyor...
Harun İstenci Resmi Web Sitesi Daha Fazla >

Yıl 1959, Rusya’da 9 üniversite öğrencisi ve profesyonel dağcı Ural Dağları bölgesinde yaptıkları tırmanıştan bir süre sonra kamp yaptıkları alanın çevresinde ölü olarak bulundu. Dünya genelinde dağcıların soğuktan yada çığ nedeniyle başlarına bir şey gelmesi normal karşılanan bir durum olsa da bu olay hepsinden farklıydı. Öylesine farklıydı ki aradan 60 yıla yakın zaman geçmesine rağmen bu gençlere ne olduğu hala çözülemedi. Hatta kampa gidecekleri gün ayağını burkması nedeniyle diğer dokuz genç ile kampa gitmekten son anda vazgeçen arkadaşları Yura Yudin; "Eğer tanrıya bir tek soru sorma hakkım olsaydı, ona o gece Dyatlov Geçidin'de ne olduğunu sorardım!" ifadesini kullanmış ve Dyatlov Geçidi adı verilen yerde yaşanan bu olayın herkes için nasıl bir sır olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti. Çoğu araştırmacıya göre ise Dyatlov Geçidi kazası 20. Yüzyılın en merak edilen konusu olarak nitelenebilir. 59 yıldır araştırmacılar, uzman dağcılar, izciler ve bilim adamları gerçeğe ulaşmanın peşindeler. Dokuz gence ne olmuştu? Bu hikaye dostluğun, cesaretin ve büyük bir sırrın hikayesidir. Onlarca yıl boyunca çözülemeyecek olan bir sır...

Etiketler:

Yorum Gönder

Yorum alanı herkese açıktır. Olağan dışı bir yorum algılandığında topluluk politikalarımız gereğince 24 saat içinde kaldırılacaktır.

[blogger][disqus]

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.